ONLAR..

2011-12-24 23:46:00

ONLAR; Gelmiş ve geçmiş tüm tarihsel süreçlerde nesillerini koruma adına varlıklarını sürdürebilmek için bir çok kisveye(kimliklere) bürünerek sayısızca isimlerle yaşamak durumunda bırakıldılar. Yine nesillerini koruma adına unutulmuş zirvelere gizlenerek yaşam tarzı geliştirdiler. Her yaşadığı çağda mevcut yobazlık ve bağnazlık vahşetinden kaçarak viran coğrafyalara sığındılar. Sürekli işkenc...elere, kırımlara, sürgünlere, öfkelere ve yangınlara uğradılar. Güvenlik kaygısıyla geçmişlerini ifade etmekten kaçınmaları,neslini tarihten silmek isteyenlerin emelleri ile örtüşünce, temeli olmayan yalanlar şüphe duyulamaz bir doğru haline gelmek durumunda bırakıldı. Yine bugün kendi tarihine giden tüm yollar bu gerekçeler ile kapalı durumdadır. İzleri silinerek köprüleri yıkılmaya çabalanmaktadır. Kapkaranlık ve boğucu bir dumanın içinde kendilerini tanımlamanın çabası içerisindeler. Yitip gitmiş bir geçmişle baş başa bırakılmaya zorlanmıştır. Bu nedenle; bugün olduğu gibi geçmişte de kendilerini inkar etme durumunda kaldılar. İŞTE! ONLARIN; Kendilerini geçmişten bugüne taşımadaki güçlü arzusu umutları olmuştur. ONLAR; Sonu gelmeyen hiddetler, tehditler ve tuzaklar ortasında kendisine has ama belirleyici yöntemlerle zamanın, deyişlerin, umutların, destanların ve ritüellerin arasına saklanarak her yeni doğan güneşin aydınlığı ile bütünleşerek doğmasını ve üremesini bilmiştir. Onların uygarlığı, yaradılışın insanlığa hediyesi ve mirasıdır. Bu hediye ve miras daha fazla tahribata uğratılmadan ileriye taşınmalıdır. Dejenerasyona ve asimilasyona uğratılmadan sistemini ve iskeletini çıkarmadan ileri tarihlere ulaştırılmalıdır. Peki kimdir onlar?... Devamı

Şiir de tanımlama ve Şiir emekçisi..

2011-06-26 02:12:00

“Şiir” sözcüğünü ilk duyanlar onun anlamı için bir çok arayışa girerler. Eğer bu sözcük, kişide ilgi uyandırmış ve onun gizemi için ilk arayışlara başlamış ise; artık “sevgi” sözcüğü ile “şiir” sözcüğünün arasındaki yakın ilişkiyi aşksal bir boyuta taşıyarak anlamaya başlamıştır diyebiliriz. En azından ben öyle bir sevda ile gözümü şiirde açtım. Şiir nedir? Aslında edebiyat ve şiir sevdalıları arasında çok sorulan bir sorudur bu. Hiçbir zaman da yanıtını tam bulamamış bir soru. Şüphesiz, bu alana ilgisi olanlar ile bir çok kuramcı tanımlamaya çalışmıştır şiiri. Şiir için tarifler; "söz, anlatım ve betimlemeler" olmaktan öteye geçememiştir. Kimi çevrelerce “İmgeleme” ile tarife sokmaya çalışmışlardır. Bunu da doğal karşılamak gerekiyor. Şiir; ne bir hikmet, ne bir savsöz, ne ilginç bir buluş, ne de tek başına bir duygu, düşünce ya da imgedir. Bence; bunların hepsidir ve aslında hepsinin bileşimidir ŞİİR. Bütün bu tanımlamalar ile beraber şiir de, diğer sanat dalları gibi yaşamın içinden çıkmıştır ve yaşamla iç içedir. Hatta, yaşamın kendisidir. Genel de ben şiiri soranlara(tek bir cümle ile) "yaşamın içinde ki aşkın gücü" olarak tanımlamaya çalışıyorum. Şiir, gerçeğin yanındadır. gerçeğin doğrudan aktarımının estetik yansımasıdır. Bu nedenle, incelik taşımayan slogancı şiiri devrimci sayamıyorum. Şiirde anlatım inceldikçe şiirsel düzey yükselir ve yaratılan ürün, işte o zaman sanatsal nitelik kazanır. Bu nedenle ben şiiri, tüm sanatların en üstünde görürüm. Örneğin, "resim gibi şiir" sözünden, bir bakıma şiiri kü&ccedi... Devamı

ÇAĞŞAD' dan Basın Duyurusu..

2011-05-28 00:58:00

                                      ÇAĞŞAD  ABDÜLKADİR BULUT ŞİİR ÖDÜLLERİ BASIN DUYURUSU            Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği tarafından bu yıl düzenlenen Abdülkadir Bulut Şiir Yarışmasına katılan 40 yapıt arasından oy çokluğuyla birinciliği; ‘‘İNCİRİN İKİNCİ TADI’ adlı kitabıyla Ramazan Teknikel, Övgüye Değer Eser Ödülünü ise ‘BABAM BENİ NİYE ÖLDÜRDÜ’ adlı kitap dosyasıyla Gökhan Arslan almıştır.YarışmaSeçici Kurulu;Metin Demirtaş, Çiğdem Sezer, Fadıl Oktay, Ali F. Bilir, M.Mahzun Doğan, Aydan Yalçın ve Sevda Zeynep Karadağ’dan oluşmakta olan Şair Abdülkadir Bulut’u Anma ve Ödül töreni 5 Haziran 2011 tarihinde saat: 14.00’de Ankara Türk Harb-İş Sendikası konferans salonunda yapılacaktır.                                                                                                                                               ... Devamı

ÇAĞŞAD, Abdulkadir BULUT adına Şiir yarışması düzenledi.

2011-04-20 12:01:00

Genel Merkezi Ankara’da bulunan Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği, Türk Şiirinde kendine özgü sesleri ile önemli bir yer tutmuş şairleri onurlandırma ve genç nesillere tanıtarak yaşatmak adına, ilk 2 yıl Ergin Günçe ile başlattığı geleneksel ödüllü şiir yarışması ve anma etkinliğini 2011 ve 2012 yıllarında Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli adlarından olan Şair Abdülkadir BULUT adına düzenledi. Yaşarken yedi şiir kitabı, iki çocuk romanı ve iki şiir dosyasına imza atan şair Abdülkadir BULUT’un ölümünden sonra; “Ülkemin Şiir Atlası” adıyla önce Can yayınlarından (1. baskı) daha sonra da E yayınları tarafından (2. baskı) toplu şiirleri yayımlanmıştı. Daha önce kitaplaşmamış şiir, yazı, söyleşi ve mektupları F. Saadet Bilir ve Ali F. Bilir’in ortak hazırladığı, Abdülkadir BULUT, “Kasabalı Lorca” adlı yapıtta toplandı. Şiirimizde unutulmayacak bir yer edinen, yerel kültür öğelerini, yerel dil ve özgün imgelerle yansıtan Akdenizli şair Abdülkadir BULUT adına yapılacak şiir yarışmasına katılım koşulları şöyledir: Yarışmaya, 1 Ocak 2009'dan 2011 yılının Mayıs ayına kadar yayımlanmış şiir kitabı ya da kitap oylumunda dosya ile katılınabilir. Kitap ya da dosyanın daha önce herhangi bir ödül almamış olması gerekir. Kitap ya da dosyaların değerlendirilmesinde merhum Şair Abdülkadir BULUT 'un şiirine paralel olarak özgün bir anlatım, imge yapısı, sözcük ve düş gücü zenginliği ile Türkçenin doğru kullanımına dikkat edilecek. Yarışmada “Birinci” gelen yapıtın sahibine 1000 TL para ödülü + ÇAĞŞAD üyelerinden Ressam Sn. Sinan Itır’ın özel çalışacağı bir tablosu + plaket verilecek. Ayrıca 1 adet dosya veya kitap da 'Övg&... Devamı

Abdulkadir BULUT Kimdir ? (1943-1985)

2011-04-20 10:27:00

1943 yılında Anamur'da doğan Abdulkadir Bulut, ilk ve ortaokulu Anamur'da bitirdikten sonra Akşehir İlköğretmen Okulu'na girdi ve bu okuldan 1961 yılında mezun oldu. Anamur ve Kırıkhan'da öğretmenlik yaptı. 1966'da Anamur'da öğretmenlik görevini sürdürürken 'sol' propagandası yaptığı gerekçesiyle Bakanlık emrine alındı ve mahkemeye verildi. 1967'de aklandı, ama Bakanlık, görevine tekrar döndürmedi. Danıştay'da açtığı davayı kazanarak 777 gün sonra görevine döndü. 1971'de yeniden tutuklandı. Öğretmenlik görevini İstanbul'da sürdürdü. 8 Ağustos 1995 günü Silifke'den Anamur'a giderken dolmuş-minibüsün kapısının açılmasıyla minibüsten düşerek hayatını kaybetti. Şiire 1960'tan sonra başladığı halde uzun süre adını duyuramadı. Milliyet Sanat dergisinin açtığı "1974'ün En Başarılı Genç Şairi" yarışmasında "1974'ün övgüye değer şairlerinden" birisi olarak ödül aldı.   BENDE SAKLI KALAN ADIN Bende saklı kalan adın Şimdi fasulyelere sırık diken Köylü kadınların ağzında Sakız olup çiğneneceği yerde Katılıyor onların güpegündüz Mırıltılarla başlayan ağıtlarına Bende saklı kalan adın Çoktan sokulmuş olmalı Okul çocuklarının köy yollarında Taşların soğumuş yüzlerine Tebeşirle yazdıkları yazıların Aralarına Bende saklı kalan adın Tozlaşsa da bir nergis çiçeği gibi Gadan alayım gene de Bir işçinin elindeki sefertasıyla Ve alnından sarkan susuşla Yanyana duracak güzellikte  ESERLERİ ŞİİR: Sen Tek Başına Değilsin (1976) Acılar Yurdumdur (1981) Kahveci Güzeli (çocuklara şiirler, 1981) Yakımlar (1982) Gözyaşları... Devamı

Cemal SÜREYA kimdir?

2010-04-15 23:35:00
Cemal SÜREYA kimdir? |  görsel 1

Erzincan'da doğdu. 1954'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevlerinde bulundu; 1965’te ayrıldığı müfettişlik görevine 1971’de yeniden döndü; 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden emekli oldu. Ağustos 1960’ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980-81 arası iki sayı daha çıkardı. 1978’de Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi olarak da görev yapan Cemal Süreya, emekli olduktan sonra, yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde düzeltmen olarak çalıştı. Birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı; ayrıca Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık, Yeni Ulus ve Yazko Somut gazeteleri ile 2000’e Doğru dergisinde köşe yazıları yazdı. İlk şiiri “Şarkısı-beyaz”, 8 Ocak 1958'de Mülkiye dergisinde çıktı. Şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile İkinci Yeni şiirine katıldı. Bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şahsiyetli bir şiir dili vardır. Canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. Üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır. Batı Anadolu'daki Bilecik'e sürgüne gönderilmiş bir K&... Devamı

Sevgili Dostum Rıza ZELYUT'un Güneş gazetesindeki son yazısı

2010-04-15 14:39:00

  1970'in ortalarından beri Kürtçü-Kürdistancı isyanları araştırıyorum. Bunlar arasında Dersim (Tunceli) bölgesi ile de özel olarak ilgilendim. Bölgeye ilki 1995'te olmak üzere üç kez giderek halkla konuştum; bölgenin kutsal mekanlarını, mezarlıklarını ve kültürünü inceledim. Gördüm ki burası; Türk kültürünün en saf haliyle yaşadığı alanlardan birisidir. Bu iddiamın kanıtlarını da 'DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RIZA GERÇEĞİ' isimli son kitabımda ortaya koydum. Peki nasıl olmuştu da burada, 1937-38'de iki ayrı isyan patlak vermişti? Bu isyan; yerli basına ve yabancı basına nasıl yansımıştı? İngiliz ve Komüntern belgelerinde Dersim isyanları nasıl yorumlanıyordu? Dersim'de isyana katılan 6 aşiretin toplam nüfusu, 20 bin dolayında iken; nasıl oluyordu da bugün, Dersim'de soykırım yapıldığı söyleniyor; açık artırmaya çıkartılmış gibi 30 bin, 40 bin, 50 bin hatta 100 bin insanın öldürüldüğü ileri sürülebiliyordu? Ve nasıl oluyordu da, 'Dersimlilerin dini yoktur!' diyen, bunların sırtından devletin sopasının kalkmamasını öneren Fethullah Gülen'in adamları; bugün bazı Tuncelililer ile kol kola girebiliyordu? Ve, Dersim isyanının elebaşısı Seyit Rıza gerçekten de seyit miydi? Nasıl bir kişilik taşıyordu? Alevilik için tek kurşun atmış mıydı? Seyit Rıza'nın akıl hocalarından olan Alişir ile Baytar Nuri (Nuri Dersimi), Kürdistan Teali Cemiyeti'ne niçin girmişlerdi? Kürtçü Alişir; neden şiirlerini Türkçe söylüyor, kopuz çalıyordu? Kalan aşiretinden Türk olan Baytar Nuri, 'Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türklerin) vücutlarından Kürt vatanını temizlemek için, intikam!' ... Devamı

Meyhane Kızı-Sesli Şiir

2010-04-14 23:58:00

Koca bir İzmir uyurken Senin rüyalarına bıraktım kendimi Işığın ay ışığı olmuştu Yorgun gözlerimdeki bakışlara Cam kırığı sesleri ile Nabızlarıma vurmuştu kadehler Çamdibi’n de ki; Ölü sokaklara Sarhoşlar tanık olmuştu   Koca bir şehir uyurken Sakatlanan ay ışığı Saçlarıma düşmüştü Az ilerimde deniz şakırdıyordu Ayın öptüğü kıyı Uykumun kundağına atıyordu seni   Yüreğini çırpıntılı hissettim o gece Kendini meyhanenin loş ışıklarına Fosfor buğusuyla sermiştin Bel büküp gerdan kırdığın masalarda Gözlerini arıyordum bebeğim Gürültü ile inleyen müziğin Serenatı oluyordun kulaklarıma Bakan gözlerim kör idi Bar kızlarını sen zannediyordum Arayışım olmuştu artık Seni aynalarda.   Bu koca şehirde limanın belirsiz Ve pusulan kayıp Gemisiz dolaşırsın bebeğim Sahibi olmayan okyanus gibi Yosun kokuyor tenin Meskenin sandığın meyhane teranelerinde Müşteri sandığın sarhoşlardan Markalar saçılıyordu nota savuran orglara Resimlerin çekiliyordu tenhalarda Pozların savruluyordu ara caddelere   Keşke meyhanelerin pencereleri olsaydı Uçuk pembe imgelerle kanatlanan Kanarya uçuşuyla konsaydım pervazına Gecenin saat ikisinde gidişini görseydim Sana konsaydım bebeğim Sabaha yürüseydik beraber.   Değerli yorumlarınız ile katkılarınızı bekliyoruz..Sevgiyle... ... Devamı

Munzur Çiçeği-Sesli Şiir

2010-04-14 23:52:00

Sular yanıyor Nehirler kanıyor Dağlarımın arşında nicesin. Yürüdüğün yerlerde Patika yollar sırmalanmış O yollar ki; Örgülü siyah saçların gibi ırak Gecenin karanlığını yırtarcasına Yıldız gibi parlayan beş kardeş ile kollektif Birleşince kör geceye Yaya intikaller başlıyor Yol düşünce aklına öylesine dalarsın Ürkmeden karanlığa Ve yürürler neferler Karanlığın sinsiliğinde farkedilmez olur çalılar Arasında ay parçası cemalini yırtarsın çiçeğim Bilirim; Ayaklarında nasırlar parça-parça Nehirler çağlıyor Yollar yarışıyor Ağaçlar ağlıyor çiçeğim Ama sen ağlamayasın sakın Belki; Geç olacak lakin Tan vakti yakın Yürü Munzur sevdalım Parçalanan nasırlı ayakların değil İçinde gizlediğin sevdan Karanlığın zifiri derinliğinde Bak ses veriyor Yırtılan ay parçası seciden değil Bırakacağın patikaların ışığıdır Biliyorum yüreğinden istiyorsun Gündüzün rengini Karanlığa çizmeyi Aşkını haykırmayı Kanatlanıp kelebek gibi uçmayı istiyorsun Bana da anlamsız gelmiyor bahtı-karam Munzur sevdalım Bir gurur uğruna kaçtığın aşkın Dağ kokulu meskeninde; Kendine bakamaz oldun Ayna senden çok uzak Artık; Karanlığın çizgilerinde görme kendini Genç bedenini doğrult hele Dinç dur gözlerim görsün seni Sevdam görsün çiçeğim Erirse kin taneleri; İnan kimse bilmeyecek İn Munzur’dan canım/cananım Gündüzün rengini Karanlığa çiz Sevdanı haykır bana Eğer uzanamıyorsan Sevdan sende Adın; “MUNZUR ÇİÇEĞİ” kalsın zirvende   Değerli yorumlarını... Devamı